Türkçü Forum

Türkçülük, Türk Dünyası ve Güncel Konular
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
En son ileti gönderilen konular
Konu Yazan Gönderme Tarihi
25.08.14 5:26
25.08.14 5:18
06.02.11 16:51
03.02.11 16:13
14.10.10 9:34
02.02.10 20:10
10.02.09 2:33
10.02.09 2:27
10.02.09 1:44

 

ÇERKEZLER İN İHANETLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Yazar Mesaj
volkan-atsız

avatar


Erkek
Yaş : 36 Mesaj Sayısı : 8 Nerden : ankara

MesajKonu: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 0:45

Başlayalım şu at hırsızlarını anlatmaya
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kurtuluş Yolcusu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar


Erkek
Yaş : 32 Mesaj Sayısı : 129 Nerden : Adana

MesajKonu: Geri: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 1:52

ÇERKEZ ETHEM’İN İHANETİ

Çerkez Ethem, 9 Aralık’ta Demirci Efe’ye Ankara’ya karşı birleşme teklifinde bulunmuştur.12 Aralık’ta aynı teklifi Yörük Ali Efe’ye yapmış, mektubunda Ankara Hükümetini “birkaç muhterisin aleti” olmakla suçlamıştır. 20 Aralık’ta Çerkez Ethem’in ağabeyi Tevfik Bey Batı Cephesi Komutanlığı’na gönderdiği yazıda “bundan sonra sizi bir üst olarak tanımayacağım. Sizinle ilişkilerimi kestiğimi bildiririm” demiştir.

Bunun üzerine Mustafa Kemal 27 Aralık’ta Batı Cephesi Komutanlığına Ethem kuvvetlerini dağıtma emri vermiştir.

Ethem ve kuvvetleri 11 Ocak’ta Yunanlılarla ateşkes imzalamış ve Kütahya’ya saldırmıştır. Düzenli ordular ile Ethem arasında sert çatışmalar olmuştur. Ethem tarafından görevlendirilen Gediz Kaymakamı Lütfi Bey Kula’ya Yunanlılardan cephane almak, Yunan kuvvetlerini Gediz ve Demirci üzerine yürütmek, Simav’a gelen ordu kuvvetlerini tuzağa düşürmek görevi ile gitmiştir. Bu Demirci telgrafhanesinden Kula’ya Ethem tarafından çekilen bir telgraf ile doğrulanmaktadır. Çerkez Ethem’in Abisi Tevfik Bey ise 22 Ocak’ta Yunanlılarla teslim olma tutanağını imzalamıştır. Her ne biçimde olursu olsun Ethem ve kardeşlerinin Yunanlılara teslim olması, Anadolu’da onların aleyhine büyük bir nefretin doğmasına sebep olmuş; Yunanlılarda ise sevinçle karşılanmıştır.

Ethem bu sırada Yunanlılara bir oyun oynamadığına, doğrudan doğruya Yunanlıların safına geçtiğine, Türk Ordusunun yenilmesi için çalıştığına, hem Ankara’dakileri, hemde Yunan subayları inandırmak için şu bildiriyi imzalar:
Ey Türk zabitanı ve efradı!
Yunanlılar Kendilerine teslim olanlara ve ellerine düşenlere iyi bakıyorlar. Bunun en büyük delili bizim vaziyetimizdir. Vatan için niyetleri temiz olmadığı aşikar olan Ankara Meşru Hükümetinin şer aleti olmamak, vatan vazifesi ve insanlık görevidir.


Kuvayi Milliye Umum Kumandanı Ethem

Ethem ve kardeşleri eğer Yunanlılarla Kurtuluş Savaşı aleyhine bir ittifak kurmamış olsaydı, vatana ihanet sayılmayabilirdi. Düzenli ordu emrine girmeyi rededişi, isyanı, sonuçları milli mücadele açısından büyük olumsuzluklar yaratıyor ise de, nihayet bir disiplinsizlik, iktidar kavgası olarak nitelendirilebilirdi. Ancak Ethem bunlarla kalmamış Türk Kurtuluş Savaşı aleyhine Yunanlılarla açıkca işbirliği yapmış, Türk ordusunu teslim olmaya teşvik etmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kurtuluş Yolcusu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar


Erkek
Yaş : 32 Mesaj Sayısı : 129 Nerden : Adana

MesajKonu: Geri: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 1:57

İstiklal Savaşı sırasında da Bizden Biri Gibi olanların ihanetlerini yaşadık. Anzavur Ahmet isimli Çerkes, Türk’ün ölüm-kalım savaşında Arnavut Damat Ferit’ten aldığı emir üzerine Türk kuvvetlerine saldırdı. Ağabeyleri Ankara’da siyasi ayak oyunları ile Mustafa Kemal Paşa’nın ayağını kaydırmaya çalışırken Çerkes Ethem de silahlı birlikleri ile yeni kurulan düzenli orduya karşı mücadele etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kurtuluş Yolcusu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar


Erkek
Yaş : 32 Mesaj Sayısı : 129 Nerden : Adana

MesajKonu: Geri: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 1:59

Eski kaynakların çoğunun ittifakla belirttiğine göre bu Çerkesler eskiden tek bir millet iken ne biçim bir günah işledilerse Yaratıcının gazabına uğrayarak 12 ayrı millete ve doğal olarak, birbirinden tamamen farklı 12 ayrı dile bölünmüşler. Buradan da anlaşılacağı gibi Çerkes diye bir millet -teorik olarak- yoktur. Çerkes tanımı Kuzey Kafkasya’da yaşayan bu 12 millet için Ruslar tarafından icat edilmiş bir ifadedir.


Çerkesleri başımıza musallat edenler de Ruslardır. Rusların Kafkasya’yı işgal etmesinin ardından Çerkesler çareyi Anadolu’ya kaçmakta buldular. At Hırsızlarının asil olanları Üsküdar’a ve Tekirdağ Çerkez köyüne yerleştirildiler, diğerleri de Batı Anadolu’daki vilayetlere dağıldılar.Aradan bir süre geçtikten sonra Asil At Hırsızları kızlarını Osmanlı Sarayına peşkeş çekmek için sarayın kapısının önünde sıraya girdiler. Ahlâklı Çerkesler bununla da yetinmediler.Kızlarını verdikleri gibi erkeklerini de saraya verdiler.

Bilindiği gibi Osmanlı saray teşkilatında Hadım Ağalığı isminde bir müessese vardır.Hadım Ağaları bu Çerkesler gelene kadar tek tipti ve ırkların en az gelişmişi olan Zencilerden ibaretti.Çerkesler gelince Hadım Ağaları ikiye ayrılır oldu, Kara Ağalar ve Ak Ağalar… Zenciler Kara Ağa, kendilerini burdurmaktan hiç utanmayan Çerkesler de Ak Ağa olarak anıldılar.

Yıllar yılları izledi, Türk Devleti güçsüzleşti… Türk’e hizmet eden ne kadar gayrı-Türk millet varsa birer-birer isyan etti. Lise ve üniversitelerde, Türk gençlerinin mutlaka bilmeleri gereken ve iyi anlatılması şart olan İnkılap Tarihi derslerinde milli mücadelemiz sırasında zararlı faaliyetlerde bulunan cemiyetler öğretilmektedir. Zararlı cemiyetler öğretilir fakat eksik öğretilir.

Lise ve üniversitelerde öğrenilen zararlı cemiyetler sırasıyla Urum ve Ermeni cemiyetleri, Avrupa sevdalılarının – İngiliz uşaklarının

cemiyetleri ve Saray’dan beslenen Hilafetçi-İngilizci cemiyetlerdir. İnkılap Tarihi derslerinde ve ders kitaplarında maalesef Kürd Teali Cemiyetinden bir cümle ile (o da hocanız Türk ise) bahsedilir. Sayıları 10’dan fazla olan Arap cemiyetlerinden bahsedilmez.Arnavutların Başkim Kulübünden bahsedilmez. Istanbul’da kurulan Çerkes Teavün Cemiyetinden ve birazdan ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz Batı Anadolu’da kurulan Şark-ı Karîb Çerkesleri Te’min- i Hukuk Cemiyeti’nden hiç bahsedilmez. Bu ve bunlar gibi onlarca zararlı cemiyetin hiçbir suretle Türk gençliğine öğretilmemesinin sebebi Milli Eğitim Bakanlığı ve Talim ve Terbiye Kurulu’nun soy özürlülerce işgal edilmesinden kaynaklanıyor olmasın?

Gelelim Çerkeslere… Yine İnkılap Tarihi derslerinde Çerkes Ethem’in ihaneti basit bir menfaat meselesinin talihsiz sonucuymuş gibi anlatılıyor. Arnavut Damat Ferit tarafından kurulan Kuvva-i İnzibatiye isimli terör örgütünün lideri de bildiğiniz gibi yine bir Çerkes olan Anzavur Ahmet’ ti. Peki ya bilmediklerimiz? Vatan hainlerinin dökümlü bir listesi olan ve memleket içerisinde ıslahlarına veya itlaflarına imkan kalmadığından Türk topraklarından defedilen 150 kişinin 4’te 3’ü Çerkes kökenliydi. Çerkes ihanetinin boyutu bizlere okulda anlatılan iki satırlık bilgiden o kadar büyüktü ki 1923 yılında Manyas ve Gönen çevresindeki Çerkes köylerinin çoğu Doğu Anadolu’ya sürülmüştür.

Bize yıllarca Atatürk’ün sınıf ve silah arkadaşı diye yutturulan Çerkes Ali Fuat; Ankara hükümetinin Hariciye Bakanı olarak gittiği Londra Konferansı sırasında İngilizlerle Kafkasya'da kurulacak Çerkes devletinin pazarlığına oturan ve daha sonra aynı pazarlığı Moskova'daki Büyükelçiliği sırasında Ruslarla yapan bir kişidir. Hamidiye Kahramanı diye göklere çıkartılan Çerkes Rauf’un Mondros’u imzalayan hainlerden olduğu neden öğretilmez?

Sultan İkinci Mahmut yeni kurduğu Türk ordusunda, zekâlarının azlığından dolayı Çerkeslerin miralaylıktan daha yukarı terfi etmemeleri için ferman çıkartmıştı. Peki ya bugün?

Şimdilerde bir tabela partisinin genel başkanlığını yapan eski bir İçişleri Bakanı döneminde

(ki kendisi de Kuzey Kafkasyalıdır) tam 61 tane ilin il emniyet müdürü Çerkes kökenliydi.Bu sadece il müdürlerinin sayısı, rütbesiz polis memurundan emniyet genel müdürüne kadar olan hiyerarşi zincirinde kaç bin Çerkes’in bulunduğunu bir Allah bir de Ümerayı Çerâkese bilir.

Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığı döneminde de bakanlık yapan ve şimdi de aynı bakanlığa devam eden Çerkes kökenli bir Bakan’ın bütün resmi korumalarının Çerkes olması ve daha da güzeli (?) bu polislerin Türkiye Büyük Millet Meclisi binası içerisinde birbirleriyle Çerkesce konuşmaları ve en güzeli (?) Bakan hazretlerinin bu polislere emrini Çerkesce vermesi konunun vahametini göstermesi bakımından önemlidir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kurtuluş Yolcusu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar


Erkek
Yaş : 32 Mesaj Sayısı : 129 Nerden : Adana

MesajKonu: Geri: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 2:01

Emniyet böyle, ya Türk Ordusu?

Askeri Liselerde ve Harp Okullarında verilen yüksek kalitedeki milli şuur eğitimi sebebiyle Türkümsülerin çoğu defolu soylarının ayıbını örtmek için sessizliği tercih etmektedir.

Ne yapalım ki bugün Türk Ordusu’na alınacak subayların seçimi Bozkurt Atatürk’ün kurduğu düzende (Türk ırkından olmak zorunluluğu) değil Kürd İsmet’in bozduğu düzende (Ne olursan ol , gel) ilerlediğinden Türkümsüler de Türk Ordusunda görev alabiliyor.Görev alabiliyor da sanki bir şey mi oluyor? Mustafa Muğlalılar, Rıza Vuruşkanlar, Korkut Ekenler ve daha niceleri, yine ve yalnızca Türk ırkından çıkıyor.Yüksek Askeri Şura işleri sıkı tuttuğundan emekli olana kadar sesini çıkartamayan defolular, emekli olduktan sonra en yakın Kafkas Derneği’ne gidip üye veya yönetici oluyorlar. Bu defolulardan biri olan Em.Kur.Albay Sönmez Can’ı sayın komutanım Em.Albay Hüseyin Mümtaz’ın yazılarını takip edenler hatırlayacaktır.Daha Sönmez Can gibi niceleri vardır…

Genel Kurmay Başkanlığı; yılların eğitimi ve askeri disiplinine rağmen defolu olmanın dayanılmaz hafifliğinden kurtulamayan ille de altı ile üstünün aynı olmadığını bağırıp duran bu tip adamların Orduevlerinden, Ordu Yardımlaşma’dan ve diğer imkanlardan faydalanmalarını yasaklasa memleket için pek hayırlı bir iş görmüş olacaktır.Türk Ordusu’nun üniformasının verdiği saygınlığı kötü amaçlar için

kullananlara engel olmak hudutlarımızda nöbet tutmak kadar aziz bir vazifedir. Her emekli subayın peşine adam takmanıza da gerek yok, defolu zaten kendini belli eder... Sürgünlüğün insanda oluşturduğu psikolojik tesiri az çok her kişi tahmin edebilir.Sürgün kişi bir gün tekrar vatanına dönmek ve kendisini sürenlerden intikam almak ister.Normal olanı da budur fakat başta da belirttiğimiz gibi bu At Hırsızları anormal olduklarından, Sovyetler Birliği dağıldığı halde, vatanlarındaki akrabaları Sovyet Rus marifeti ile azınlık durumuna düşürülmüş olmasına rağmen vatanlarına dönüp orada Rus’tan intikam alma fırsatından yararlanmıyorlar.Sadece Türkiye’deki Çerkesler de değil, Ürdün’deki At Hırsızları da vatanlarına dönmek için bir gayret sarf etmiyor. İş konuşmaya geldi mi; mangalda kül bırakmadan, avcı mavraları gibi yiğitlik masalları anlatan Çerkesler nerede?

Sovyetler yıkılınca Türk Yiğitleri ne yaptı? Gitti Bozkurtçasına çakal sürüsünün üzerine, Karabağ’ı dar etti Ermeni’ye…

Köpek Ermeni’nin tasmasını elinde tutanlar Haydar Aliyev’i bir darbe ile iktidara taşımasalardı bütün yokluklarımıza rağmen üç ay içerisinde Karabağ’ı işgalden kurtaracaktık.

Ya siz kendi öz vatanınız için ne yaptınız Çerkesler? Bu mu sizin yiğitliğiniz? Geç bunları geç, sizin yiğitliğiniz ahırda bağlı atlara işler ancak…

150’likler listesi ile ilgili yaptığımız bir araştırma sırasında, Batı Anadolu’da Yunan himayesinde bir Çerkes devleti kurmak amacıyla çalışmalarda bulunan Şark-ı Karîb (Yakın Doğu) Çerkesleri Te’min- i Hukuk Cemiyeti’nden ileri gelen 22 kişinin listeye dahil edilerek sınır dışı edildiklerini öğrenmiş olduk. Bu cemiyetin en büyük marifeti 11 Ekim 1921 tarihinde Yunan İşgal Ordusu ve Yunan Hükümetine verdikleri Osmanlıca ve Yunanca olarak yazılmış ve Çerkeslerin Yunan hükümetine iltica ettiklerini bildiren bir beyannamedir.

Çerkes İhanetini sergilemesi açısından beyannamenin belirli bölümlerini burada inceleyeceğiz.

Çerkes Milletinin Düvel-i Muazzama Ve Alem-i İnsaniyet Ve Medeniyete Umumi Beyannamesi adını taşıyan bildirinin ilk satırlarında :””Çerkesler asr-ı hâzırın (çağımızın) medeniyet-i âliyesini (yüksek medeniyetini) tesis eden ırk-ı beyazın ve "ârilerin" mümtaz ailesinden oldukları İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve Yunan müverrihlerinin (tarihçilerinin) tarihî eserleriyle sabittir.”” diyerek söze başlıyorlar. Ari ırkından olmakla övünerek söze başlamaları dikkate değer bir noktadır. Hitap ettikleri Avrupalılara; Bizde Sizdeniz mesajını vermenin en kolay yolu budur. Rus’tan kaçıp Türk’e sığındıklarında da Müslüman’ız deyip aynı mesajı vermişlerdi.

Bu cümlelerin ardından “”üç milyondan ibaret olan Şimalî ve Garbî Kafkas Çerkeslerinden iki milyon miktarındaki nüfusu peyderpey Türkiye’ye hicret eylediği ve Şimalî Kafkasya’da

kalan bir milyon nüfusun taksirle (çoğalarak) bu güne kadar üç milyona baliğ olduğu Rus istatistikleriyle sabittir.Bu hesapça Türkiye’ye hicret eden iki milyon Çerkes nüfusunun şimdiye kadar üç misli tezaufla (artarak) altı milyona baliğ olması lazım gelirken ma’teessüf bu gün iki milyona karib (yakın) bulunmaktadır. ‘Alel ve esbabına (sebeplerine) gelince: Pek âşikâr bir hakikat olduğu veçhile Osmanlı hükümetinin gayr-ı kabil i inkâr (inkâr edilmesi mümkün olmayan) olan su-i idaresi (kötü yönetimi) neticesinden mütevelli gayail ve musaibe (felaketlere) kurban edilmek yüzünden Çerkesler dört milyon nüfustan mahrum kalmışlardır.””

Bak sen şu utanmazlığa!!! Şerefsizler; sürünerek geldikleri memlekette bir de kötü yönetim sebebiyle üreyemedik diye dert yanıyorlar. Çerkesleri felaketlere kurban etmişiz.

Devam edelim, şerefsizlerin beyannamesinde Türkçülük ve Turancılığa da laf ediliyor : ”””on üç sene evvel meşrutiyet idaresinin ilanı üzerine rüşd-ü siyasiden (siyasî olgunluktan) mahrum ve ancak Türkçülük ve Turancılık hissiyatıyla mesbu (doymuş) olan ve tarihte misli görülmemiş bir surette anasır-ı saire-i Osmaniye’yi (Osmanlı’nın diğer unsurlarını) tedhiş (şiddet) politikasıyla Türkleştirmek siyaset-i sakimesini (yanlış politikasını) takip eden Türk zimamdaranının (idarecilerinin) siyaseti Türk olmayan bilcümle anasırın emniyet-i hayatiye ve milliyelerini selb etmekle (zorla almakla)

Çerkesler’de de "sarf-ı amel-i tahaffuz" (korunma tatbiki) ile bir hiss-i şikayet ve iftirak (ayrılık) uyandırmış ve bil-netice Çerkesler bu mezalim-i mütevaliyeden (sürekli eziyetlerden) istihlas maksad- i aliyesiyle (bir şey edinmek gayesiyle) bir gaye-i millî (millî amaç) takibine ve millîcilerin alenen Çerkes milletini mahva kıyam etmesinden (kalkmasından) nasi onlar da silahla müdafaa ve mübarezeye (savaşa) mecbur kalmışlardır. Bu yüzden Çerkesler binlerce değerli evladını ebediyen kaybetti. Emval ü hayvanatı (malları ve hayvanları) ve köyleri ihrak edildi (yakıldı). Velhasıl Çerkeslik telafisi gayr-i kabil (mümkün olmayan) maddî ve manevî hasarat (hasarlar) ve zayiat-ı müdhiseye (korkunç kayıplara) giriftar olmakla beraber bu mücahedesinde (savaşında) nakabil tezelzül (sarsılmaz) bir azim ile sebat etmiş ve elyevm (hâlen) etmekte bulunmuşlardır.”””

Gerçekleri bilmesek bizi bile kandıracak namussuzlar! Siz söyleyin, İttihat-Terakki döneminde tedhiş yolu ile gayrı-Türkleri Türkleştirmek gibi bir politika ne vakit uygulanmıştır? Ruslarla işbirliği yaparak Doğu Anadolu’yu kan gölüne çeviren Ermenilerin Suriye ve Lübnan’a sürülmeleri mi gayrı-Türkleri Türkleştirmektir? HAYIR! Ermenilerin göç ettirilmesi dışında İttihat-Terakki’nin diğer gayrı-Türklere yönelik her hangi bir uygulaması mevcut mudur? HAYIR! Yahudi’ye, Rum’a, Çerkes’e,Arnavut’a, Arap’a, Kürd’e ve bil cümle gayrı-Türklere sözü edilen tedhiş

uygulanmış mıdır, Türkleştirme yapılmış mıdır? HAYIR! HAYIR! Milliciler Çerkesleri mahva kıyam etmişler, Yalanın bu kadarına da pes doğrusu!!! Devam edelim, yukarıda söyledikleri yalanın bini bir para olduğu halde kendileri de Osmanlı’daki en imtiyazlı gayrı-Türk topluluk olduklarını bildiklerinden Avrupalıları ikna edebilmek için beyannamelerine şöyle devam ediyorlar : “””Gerçi Çerkesler gerek kumandan ve gerek nefer saffetiyle harb-i umumiye iştirak etmediler değil, fakat bu iştirak milel saire misillü (diğer milletler gibi) fiilî, amelî hissî olmaktan ziyade kerhî (zorla) ve kanunî idi. .””” Uyanın ey milletim uyanın !!! Bu şerefsizlerin propagandaları sebebiyle Cihan Harbinde, İstiklal Savaşında omuz omuza düşmanla mücadele ettiğimize inandırılan milletim,uyanın!!! Türkler zorlamasaydı , Avrupalı ırkdaşlarımıza silah sıkmazdık diyor Çerkesler…

“””Mamafih mütarekeyi müteakib Çerkeslerin bir kısm-ı kalili (az bir kısmı) Anadolu ihtilalcilerine [pür galat-i his ile]

(yanlış hislerle dolu olarak) iltihak etmiş (katılmış) ve Mustafa Kemal’in taht-ı saltanatını tesise medar (yardımcı) olacak harekat-ı fiiliyede bulunmuş iseler de Kemalistlerin gayri insanî harekatını ve sakim (yanlış) siyasetlerini onlar dahi yakinen görüp anlayınca rücu’mucib mahzur-u azîm olmayacak (geri dönme gerekliliği büyük bir özür olmayacak) bir müddet-i kalile (az bir zaman) zarfinda Çerkeslik âmâli (gayeleri) dairesine nâdeman (pişman olarak) avdet etmişlerdi (dönmüşlerdi). “””

İşte Çerkeslerin beyannamelerindeki ibretlik sözler. Türklerin var oluş mücadelesi Anadolu ihtilalciliği oluyor,neyse o çok önemli değil. Çerkeslerin az bir kısmı bu mücadeleye katılmış, doğrudur. Bize öğretilenin aksine gerçekten de Çerkeslerin çok az bir kısmı Türk milli mücadelesine destek vermiştir. Yukarıdaki cümlede görüldüğü gibi onlar da az bir zaman sonra Yunanlı Ari ırkdaşlarına karşı savaşmaktan vazgeçip Türklere karşı savaşmışlardır. İyi ama şu Kemalistlerin gayri insani hareketleri neymiş onu anlayamadık? Yunanlı işgalcilere kapılarını açan fakat yalın ayak yalın kılıç savaşan Türklere bir bardak suyu çok gören Çerkeslere hak ettiklerinin yüzde biri kadar muamele edilmiş, bu şerefsizler de ağlaya-ağlaya Avrupalı ırkdaşlarına onu anlatıyorlar.

Devam edelim; “”Bilhassa Çerkesler, makam-ı hilafete merbutiyet-i maneviyeleri (hilafet makamına manevî bağlılıkları) bâkî olduğu halde Bâb-ı âli’nin Kemalistlerle birleştiğini ve bunca fedakârlığa rağmen Çerkesliği tamamen ihmal ettiğini saklamaya lüzum görmedikten sonra Çerkeslik muhakkak ve tabiî bir kararla kendisine halâs (kurtuluş) ve necat (selamet) vaat eden ve bunu menatik-i işgaliyesinde (işgal bölgesinde) fiilen ispat eden Yunan ordusuna iltihak etmeyi (katılmayı) menafi-i hayatiye ve milliyesi iktizasından addetmiştir (hayatî ve millî menfaatlerinin gereği olarak kabul etmiştir). [Nitekim daha evvel Arnavut ve Arap akvam-ı necibesinin de Türklerden iftirak.

(ayrılma) ve infikakle (çözülmekle) ecnebî halaskârlara (yabancı kurtarıcılara) aynı saik ve endişe ile iltihak ve temayül ettiklerine şüphe yoktur.]””

Bâb-ı âli Kemalistlerle birleşip Çerkesleri ihmal etmiş, Çerkesler de bunun üzerine kendilerine kurtuluş ve huzur vaat eden Yunan ordusuna iltihak etmeyi uygun bulmuşlar. Yaptıkları ihaneti de Arnavut ve Araplardan örnek aldıklarını da övünerek söylüyorlar.Ah,ah, 1923’te hepsini toptan sınır dışı edecektik ki akılları başlarına gelecekti …

“””Yunan hükümet-i fehimesi Anadolu’ya ayak bastığı tarihten itibaren daire-i işgal askeriyesine dahil olan menatıkada (bölgelerde) meskûn Çerkes ahalisine Kemalistlerin mezalim ve tazyiki (zulüm ve baskısı) üzerine arz-ı dehalet (sığınma talebi) edenlere, harben esir aldığı milletdaşlarımıza istisnai ve teveccühkârane hüsn-ü kabul ve muamele ve ibraz-ı itimad (itimat gösterme) ve sahabet eylemesi (sahip çıkması) hasseten bir lisan-ı minnet ve şükranla yad ve tezkâre sezadır (hatırlanmaya layıktır).”””

Yunanlılar savaş sırasında esir aldıkları Osmanlı ordusu askerleri içerisindeki Çerkeslere istisnai muamele ederek çok iyi bakmışlar,Türk esirlere yaptıkları eziyeti Çerkeslere yapmamışlar,Çerkesler de bunu şükranla hatırlayacaklarmış.

Bunu Türkçüler yazıp söylediğinde bize şovenist derler, işte kendileri Türklerle omuz-omuza savaşmadıklarını bağıra-bağıra söylüyorlar.Uyan Türk milleti!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kurtuluş Yolcusu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar


Erkek
Yaş : 32 Mesaj Sayısı : 129 Nerden : Adana

MesajKonu: Geri: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 2:02

Beyannamenin son satırlarında ise İtilaf devletleri ve Yunanistan’a 4 maddelik isteklerini sıralıyorlar.Bu maddelerin tamamı Batı Anadolu’da Yunan himayesinde bir Çerkes devletinin kurulmasını, Anadolu’da her vechile kendisiyle hem hal ve menafi-i mütekabile (karşılıklı menfaatler) ile haiz bulunduğu Rum unsuruyla hukuk-u mütesaviye (eşit haklar) dairesinde tevhid-i mukadderata (kader birliğine) yani Anadolu’ya geldiklerinden beri hiç kavga etmedikleri hep dost geçindikleri ve kader birliği ettikleri Urum kardeşleriyle eşit haklara sahip olmak istediklerini,Çerkes milletinin Türklerin milli mücadeleleri sebebiyle maruz kaldığı zarar ve ziyanın Barış Antlaşması sırasında Türklerden tanzim edilmesini,Barış Konferansı sırasında eğer Türkler Çerkeslere verdikleri zararı kabul etmezlerse Şark-ı Karîb Çerkesleri Te’min- i Hukuk Cemiyeti üyelerinin konferansa gelerek Türklerin yaptıklarını anlatabileceklerini teker-teker sıralayarak ırkdaşlarına “ne olur öcümüzü Türklerin yanına bırakmayın” mesajını da vermektedirler.

Bu cemiyetin başlıca üyeleri Lozan Antlaşması gereği 150 kişi ile sınırlı tutulan vatan hainleri listesinin 4’te 3’ünü oluşturan diğer Çerkesler gibi sınır dışı edilmişlerdir. Bozkurt Atatürk’ün sınır dışı ettiği bu köpeklerden kaç tanesinin Kürd İsmet’in affına mazhar olarak tekrardan ülkeye döndüklerini ise şimdilik bilemiyoruz.

Dünden Bugüne Çerkes İhaneti demiştik, dünkü ihanetlerinden bir parçayı size anlattık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Kurtuluş Yolcusu
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
avatar


Erkek
Yaş : 32 Mesaj Sayısı : 129 Nerden : Adana

MesajKonu: Geri: ÇERKEZLER İN İHANETLERİ   08.02.09 2:04

Gelelim bugüne…

Bilindiği üzere 2 Ağustos 2002 tarihinde 15 günde 15 yasa kampanyası çerçevesinde gayrı-Türklerin kendi dillerinde eğitim, basın ve yayın yapmaları gibi faaliyetleri serbest bırakılmıştı.Ertesi gün Turan.Tc de yayınladığımız bir makalede 3 Ağustos günü için ““Türk Tarihinin Gayrı-Türkler eliyle yazılmaya başlandığı ilk gün”” demiştik. Ne kadar haklı olduğumuz şimdi gün gibi meydana çıktı. O günlerde Türkçüler ile yaptığımız sohbetlerde bu işin arkasında Çerkeslerin olduğunu, meclisteki Çerkeslerin tamamının bu kanunun geçmesi için çalıştıklarını, önce Kürdleri sahneye sürerek tepki yoklaması yapacaklarını, büyük çapta bir tepki oluşmazsa Kürdlerden 6 ay veya en geç 1 yıl sonra Çerkesce eğitimin,Çerkes radyo-televizyonunun faaliyete geçeceğini konuşmuştuk. Çerkesler bizim beklediğimizden de önce yaygaraya başladılar. 36 tane Çerkes vakıf ve derneği bir araya gelip federasyon oluşturmuşlar.

Bu 36 kuruluştan 30’a yakınının yönetim kurulu başkanı emekli subaylardan oluşuyor. Çerkesler; üç gün süreyle Vatan Gazetesinde yalan-yanlış sözlerle, doğrudan Türklerin bilinç altına yönelik bir saldırıya geçtiler.

28 Aralık gün ki gazetenin baş sayfasında Türkan Şoray adlı artist vardı. Gizli Çerkes planının bir parçası olarak piyasada Türk Sinemasının Sultanı diye şişirilen ve bugüne kadar bir kez bile Çerkesliğine vurgu yapmayan bu kadın, şartlar uygunlaşınca ben Çerkesim, Çerkes olmakla gurur duyuyorum diye ortaya çıktı. Türklerin bilinç altına yönelik bir saldırı dedik, çünkü yıllardır uyutulan Türkler bu yaygaraların etkisiyle birden uyanırsa “ bak her gün sinemada, televizyonda karşına çıkan, senin gönlünde taht kuran insanlar aslında Çerkeslerdi, siz Türkler kabiliyetsiz olduğunuzdan Türklerin adına sanatı bile biz Çerkesler yapıyoruz” propagandasını şuur altına işlemeyi amaçlıyordu. Türkan Şoray Çerkesce bilmiyormuş, ( barbar Türkler dilini unutturmuşlar ) fakat ne zaman Çerkes müziği duysa içi içine sığmıyormuş, kan çekiyormuş. Türkan Şoray’a tavsiyemiz mahkemeye başvurarak, Türklüğe vurgu yapan Türkan adını değiştirerek Çerkesce bir ad alsın.

Gazetenin 23. sayfasında “Başlarken” adlı satırlarda da yalanın bini bir para, göyya Ruslar Çerkesleri Kırım Savaşında Osmanlıların yanında yer aldıkları için sürmüş. YUUH! Osmanlı asırlar boyu neredeyse her yıl Ruslarla savaşırken, Çerkeslere mi güveniyordu? Kırım Savaşı Kafkasya’da mı yapıldı?

Ruslar’ın Kafkasya seferi Kırım’ın Rusların eline geçmesinden çok daha sonra olmuşken bu nasıl yalan söylemektir? Birinci Dünya Savaşındaki Güney Kafkas Cephesi (Doğu Anadolu, Nahçivan, Azerbaycan) dışında hangi Osmanlı-Rus savaşı Doğu’da yapılmıştır? Yüzbaşı Selahattin'in Romanında; Sovyet Generali Frunze'nin, Sovyet elçisi Aralov'un, o döneme ilişkin birçok yerli ve yabancı yazarın seyahat notlarında ve anılarında son atına ve son kurşununa kadar savaşmaktan çekinmeyenler Türkler ile, savaşmakta isteksiz davranan Çerkesler çok iyi bir şekilde gözler önüne serilmiştir.

Aynı sayfada Türkan Şoray’ın röportajının altında şerefsiz Ethem’in yeğeni olan Güner Kuban isimli kadın akordiyonu eline alıyor ve başlıyor söylemeye : “”Bandırma’ya komşu Emre köyü atalarımın mülküydü.”” Hadi oradan, benim atalarımın kan vererek can vererek aldığı toprak nereden senin atalarının mülkü oluyor?

“”Yunanistan’dan geldiğimizde devleti yönetenlerin (Türklerin) el koymuş oldukları dedem ve babamdan kalan malların ancak ufak bir bölümünü elde etmemiz yıllar sürmüştü. Emre köye yakın bir arsa, dedem Ali Pişave’ye ait olduğu için (Türklerden) kurtarabilmiştik.”” Şerefsiz Ethem’in yeğenine toprak verilmesini bürokrasideki Çerkesler sağlamadılarsa kim sağlayabilir? “”Bu arazi üzerinde Çerkeslerin göç ettikleri zaman yaptıkları evlere benzer ufak bir okul yaparak, orada Çerkesce öğrenmek isteyenlere imkan sağlamayı hep hayal etmiştim.

Şimdi bu rüyam gerçekleşebilir. Dedemden kalan bu araziyi Kafkas derneklerine bağışlamak istiyoruz.””

Güner Kuban biraz daha atıp tutsa Şerefsiz Ethem’in aslında Çerkesce eğitim için baş kaldırdığını söyleyecek.

“”Bu arsayı Ethem’i iki ateş arasında bırakarak Yunanistan’a geçmesine zorlandıktan sonra horlanan, sürülen ve hakarete maruz kalan Çerkes halkına armağan etmek beni ve yeğenlerimi manen çok tatmin edecektir.Çerkes Ethem bir halk kahramanıdır.Üzerinde yaşamakta olduğumuz planette baskı ve sömürüye karşı çıkmak kadar saygın bir şey yoktur.“”

Türk toprakları üzerinde yayımlanan bir gazetede açık bir şekilde Türklere saldırılmasına kimler nasıl izin veriyor anlamak mümkün değil. Bozkurt Atatürk şerefsiz Ethem’i iki ateş arasında bırakarak Yunanlıların safına geçmesine sebep olmuş,yalana bak yalana. Şerefsiz Amcan düzenli orduya katılmaya karşı çıktığı için Yunanlıların safına geçti.Yunanlılar galip gelseydi amcan tarihe Batı Anadolu Çerkes Devleti’nin ilk Başkanı olarak geçecekti. Türkler galip geldiği için bedeline de katlanman gerekecek. Çerkesler; güya horlanmış ve hakarete maruz kalmış. Ülke yönetiminin her kademesinde mükemmel bir şekilde kadrolaşmanın adı ne zamandır horlanmak ve hakarete maruz kalmak oldu? Şerefsiz Ethem hain Çerkesler için halk kahramanı olabilir fakat Türkler için o daima şerefsiz hain Ethem olarak kalacaktır. Yine aynı şekilde Osmanlı döneminde de ülke bürokrasisinde ve “”Ethem’in mezarını Türkiye’ye getirmek istemedik.Ethem’in mezarını kıymetinin bilinmediği Türkiye’yi neden isteyelim ki?””

O şerefsiz hainin mezarını biz de topraklarımızda istemiyoruz. Şerefsizin yeğeni Türkiye’yi neden isteyelim diye de soruyor, defolup gidin o halde yeter bu kadar zaman kalmanız bile fazla , Kafkasya’ya gidin,Ürdün’e gidin,Yunanistan’a gidin, nereye istiyorsanız oraya gidin,yeter ki başımızdan defolup gidin. Madem Türkiye’yi istemiyorsun ne diye Yunanistan’daki ırkdaşlarının şefkat dolu kollarını bırakıp Bodrum’a yerleşiyorsun?

29 Aralık’ta; şartlar uygunlaştığı için “ben Çerkes’im”, “Çerkes olmakla gurur duyuyorum”, “Çerkes gelenekleri bizim evde hâlâ yaşatılıyor” diyen ikinci ünlü şahsiyet de piyasaya çıktı.Aktör Ediz Hun ve eşi de Çerkes’miş. Onun da bugüne kadar Çerkesliğe vurgu yapan tek bir sözü işitilmemişti. 2 Ağustos kararları Meclis’ten geçerken 5000 dolarlık ceylan derisi koltukta bir saniye oturmadan harıl-harıl çalışan Ediz Hun : “”Türkiye sahip olduğu mozaiğin farkında değil.Farklı dilleri ve lehçeleri yaşatmak için elimizden geleni yapmalıyız.Çünkü başka ülkelerde bu zenginlik yok”” diyor. Biz de kendisine NE MOZAİĞİ ULAN !!! Diyoruz.

Ediz Hun ve ailesinin Türkiye’ye gelişi 1800’lerin başında büyük teyzesinin Saraya cariye olarak girmesiyle başlıyormuş. Ediz Hun’un ve yazı dizisini hazırlayan gazetecinin ısrarla kullandıkları bir yalan da Çerkeslerde aile kavramının güçlü olduğu iddiası. Aile kavramınız güçlü olduğu için mi kızlarınızı “Saraya da girer inşallah” deyip esir tüccarlarına sattınız...

Ediz Hun Çerkeslerin birbirlerine çok bağlı olduklarını söylüyor ki haklıdır, bu kadar teşkilatlı bu kadar sistemli bir kadrolaşma ancak sıkı sıkıya bağlılıkla mümkün olabilir. Türkan Şoray’a verdiğimiz tavsiyeyi Ediz Hun’a da veriyoruz. Türklüğe vurgu yapan Hun soyadını bırakarak ne anlama geldiğini bilmediğimiz Kotki soyadını alsın…

kendilerini gizleyerek kimseye sezdirmeden gizli faaliyet yürütmenin, devletin her köşesinde kadrolaşmanın yolu çocuklarına Türkçe ad vermekten başlıyor.Yahudilerde olduğu gibi Çerkeslerde de çocukların hem Türkçe hem de sadece ailesinin kullandığı Çerkesce bir adı olduğuna şüphe yoktur.

29 Aralık tarihinde yayınlanan röportajda konuşan Günsel Avcı isimli kadın (bunun ismi de Türkçe) “Birbirimizi anlamamız için bize 29 harf yetmez” dedikten sonra, “”Türkiye’de resmi olarak tek bir alfabe kullanılıyor.Bu yüzden Kiril alfabesinde eğitim yapmamıza izin verilmeyebilir.”” Diyor. Çerkesler devletin her köşesini el altında tutmaya devam ederse yarın nasıl olsa bir yolunu bulup farklı alfabelerin kullanılması için de bir kanun çıkartmayı başarırlar. Ruslar bunları sürdüğü için kin duymaları gerekirken daha bir de Rus’un alfabesiyle eğitim yapmaktan bahsediyorlar.

Gazetenin 20. sayfasında yer alan bu röportajın altında Çerkeslerin Türkiye’de nerelerde yaşadığını gösteren bir harita yayınlanıyor. Kendilerine buradan teşekkür ediyoruz, yarın Türk ırkı ayağa kalktığında hangi köyleri haritadan sileceğimizi pek güzel izah etmişler…

Haritanın sağında Meclis çatısı altındaki Çerkesler diye bir bölüm var. İbretlik bir vesika…

TBMM Genel Sekreteri Rauf Bozkurt’un (bak bu da Türkçe) Çerkes olduğunu , Deniz Baykal’ın (hem adı hem soyadı Türkçe) , Önder Sav’ın (bu da Türkçe), Mehmet Ağar’ın hanımının da Çerkes olduğunu öğreniyoruz. Yazı dizisini hazırlayan gazeteci Mehmet Ağar’ın emniyetteki Çerkes kadrolaşmasına enişte kıyağı çekip hizmet ettiğini söylemeyi unutmuş, onu da biz söyleyelim. Bunun hemen altında ise 1950’lere kadar Çerkeslerin devleti hiçe sayarak kendi mahkemelerini kendilerinin yaptığının itirafını okuyoruz.

Hazır yeri gelmişken Çerkeslerdeki kişi adları konusuna da bir el atalım. Yukarıda Sönmez Can demiştik,sonra Türkan Şoray sonra Ediz Hun. Çerkes olduğunu bildiğimiz daha bir çok kişinin ad veya soyadlarında Türklüğe vurgu yapıldığını, isimlerin Türkçe olduğunu fark etmiş olmalısınız. Yukarıda bahsettiğimiz beyannamede İttihat-Terakki’nin Çerkesleri zorla Türkleştirmeye çalıştığı yalanı söylenmişti. Kimse Çerkeslere Türkçe ad al diye baskı yapmadı. Sönmez Can’ın adı pekalâ Abdullah Bağ gibi bir ad olabilirdi. Türkan Şoray’ın babası pekalâ kızına Ayşe-Fatma gibi bir ad verebilirdi. Peki neden bu kişilerin isimleri Türkçe veya Türklüğe vurgu yapacak şekilde verilmiş. Kür Şad isminde Yahudiler nasıl olabiliyorsa bu da aynı şekilde oluyor. “Şartlar olgunlaşınca” deyip duruyoruz ya,

30 Aralık gün ki yayın ise, Çerkeslerin savaşçı ruh taşıdıkları yalanı ile başlıyor.

Hemen ardından ise 3 günlük yazı dizisinin en komik yalanı Dört Soruda Çerkesler başlığının hemen altında yer alıyor. Sıkı durun: At,Avrat,Silah sözü nereden geliyor? Çerkesler kullanmadığı halde bu söz onlara mal edilmiş miş. Yuh artık, yalanın bu kadar komiğine de hiç rastlamamıştım.

Aşağılık kompleksi sebebiyle bizden gördükleri savaşçılığı, yiğitliği, aileye olan bağlılığı kendilerine mal etmelerine ses etmedik ama binlerce yıllık Türk sözü olan At, Avrat, Pusat’ı da kendilerine mal etmeleri bizi gülme krizine soktu. Çerkesler Türkleri güldürerek öldürmeyi planlamışlar da anlayamamışız.

Bu komedinin hemen yan tarafında bir melezin hezeyanlarını görüyoruz. Türk baba ile Çerkes anadan olma sinemacı Eşref Kolçak babasının milliyetini sahiplenmek yerine annesinin milliyetini sahiplenerek ben de Çerkes’im diyor. Üç günde üç sinemacı ile yapılan röportajların yayınlanması bilinç altımıza düzenlenen operasyonun tüm ayrıntılarını görmemize olanak sağladı.Televolelerde göklere çıkartılan estetik ameliyatlarla güzelleştirilmiş Çerkes kızı Deniz Akkaya, içimizdeki İrlandalı futbol yorumcusu Hıncal Uluç , günümüzün milliyetçi Türk gençlerinin Çerkeslere yönelecek tepkilerini dizginlemek için yıllarca öncesinden milliyetçiler arasına yerleştirilen ve görünüşte Türk milliyetçisi ( BBG ) olan, 12 Eylül sırasında MHP davasında 146/1 ve 146/2’den hakkında idam istenen fakat zoru gördükleri ilk anda saf değiştirip siyasi kariyerlerine ANAP’ta devam eden Taha Akyol, Agah Oktay Güner,Yaşar Okuyan Çerkes kökenliydi.Yeri gelmişken MHP’lilerin dikkatine küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Bizden Biri Gibi olanlara yıllarca kol kanat gerdiniz fakat artık vazgeçin şu işten. MHP içerisinde olup da sonradan adı döneğe çıkmış ne kadar adam varsa araştırın %90’ı Çerkes kökenli çıkacak. 3 Kasım öncesinde ANAP’ın baraj altında kalacağı kesinleştiği için ANAP’tan ayrılıp MHP’ye geçen Yalovalı biri vardı hatırlıyor musunuz? 3 Kasım seçimleri sonrası MHP baraj altında kaldıktan bir süre sonra ne olduğunu siz biliyorsunuz, MHP’den istifa etti. Uyanın artık,uyanın! 12 Eylül günlerinde ülkücüye zehir kusan, işkenceci cehennem zebanisi sorgucuların evet, evet o çirkin adamların tamamı Çerkes kökenliydi. Nasıl ki Yunanlılar Çerkes kökenli savaş esirlerine iyi muamele ettiyse, 12 Eylül yönetimi de ülkücü mahkumlar arasında Çerkes- Türk ayrımı yaptı.Çerkes kökenliler neredeyse hiç işkence görmezken tertemiz Türk çocukları cereyanlı tellerden geçirildiler.

Bey Belirsiz , Meydan Issız , Türk Sahipsiz olduğundan bugüne kadar ellerini kollarını sallayarak devleti ele geçiren, bürokrasinin her basamağında adamları bulunan, sağ-sol ayrımı yapmadan Çerkessen Bizdensin zihniyeti ile kadrolaşan At Hırsızlarının bu ülkeden kökü kazınmalıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

ÇERKEZLER İN İHANETLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Türkçü Forum :: Güncel Konular ve Tartışmalar -